Diriliş Eğitim Sendikası

Saat: 01.10 Tarih:29.09.22
“EĞİTİMDE YENİ BİR DİRİLİŞ GERÇEKLEŞECEK”

Başkandan Mesaj

Mehmet Nuri KAYNAR baskandan mesaj

Ülkelerin Gelişmesinde; Sivil Toplum Kuruluşlarının Etkisi

-Büyük Türkiye için, güçlü sivil toplumsallaşma gerekir-

Mehmet Nuri KAYNAR

“Hiçbir zaman gökten gül yağmaz, daha çok gül istersek, daha çok fidan dikmemiz gerekir.”  

George Eliot

“…Güçlü, etkili bir TÜRKİYE: İktisadi ve sosyal hayatın dengeli düzenlenmesiyle sağlanabilir… Bana necilikten ve “neme lazımcı”lıktan uzak, duyarlı toplum, güçlü devlet yapısının da teminatıdır. Medeni cesareti güçlü sivil bireylerden oluşan ve toplumsal faydacılığın şekillendirdiği etkin sivil toplum kuruluşları, bu ülkenin geleceğinin de teminatıdır…Görünen sudur ki; önümüzdeki dönemde sivil toplum kuruluşlarının yıldızı daha da parlayacak ve sivil toplum kuruluşları, toplumsal sorunlara çözüm bulmada ve siyasal iktidarı etkilemede önemli aktörler olacaktır.”

Son yıllarda akademik ve kamusal söylem içinde sivil toplum kavramının yeniden canlandığını, toplumsal değişimin temel ve birincil aktörlerinden biri konumuna yükseldiğini söyleyebiliriz. Sivil toplum, bu yeniden canlanma sürecinde toplumsal gelişimin, demokratikleşmenin ve ekonomik kalkınmanın önemli bir aktörü olarak kabul edilmektedir.

Bugün sivil toplum örgütlerinin farklı yapılanmalar içinde toplum içinde yaygınlaştığını görüyoruz. Sivil toplumun önemi hem nicel hem de nitel olarak arttı.  Sivil toplum kuruluşları (STK) farklı alanlarda çalışan gönüllü örgütlerden, düşünce kuruluşlarına, sosyal hareketlerden vatandaşlık inisiyatiflerine, hükümet dışı örgütlerden, sendikalara ve meslek odalarına kadar geniş bir yelpaze içinde hareket eden bir alanı temsil ediyor. Bugün, sivil toplumun hareket alanı sadece yerel ve ulusal da değil, bölgesel ve küresel bir nitelik kazandı.

Civilization/Medeniyet

Türkiye’de “Sivil” kelimesinin karşılığının yaygın bir şekilde “askeri olmayan” şeklinde algılanması ve “sivilleşme” denildiği zaman buna “askeri olandan arındırma, askerle ilgili olmayan” gibi bir anlam yüklenmeye çalışılması konunun özünden uzaklaşılmasına neden olmaktadır. Burada “sivil” kelimesine yüklenebilecek en tutarlı anlam olsa olsa “resmi olmayan” yani eylem ve düşünce biçimini resmi kurumlardan değil, toplumsal dinamiklerinden alan anlamındadır. Aslında “sivil”  kelimesinin tam karşılığı, sosyolojik anlamı, tamamen bunların da ötesinde önemli mesajlar içerir. İngilizce “civilization” yani “medeniyet” kelimesinden gelen “sivil” kelimesi, daha geniş anlamıyla “toplumun medenileşmesi” anlamına gelmektedir. Toplumun sivilleşmesinden kasıt; toplumun medenileşmesi, yanlışa yanlış, doğruya doğru diyebilen, her hal ve şartta hiç çekinmeden, korkmadan, büyük bir medeni cesaret göstererek düşüncelerini ifade edebilen insanların yaşadığı bir toplumun yapısını inşa etme sürecidir.

Toplum yapısı güçlü, tefekkür dünyası geniş olan devletlerin geleceği olur. Aksi durumda ise toplumu güçlü olmayan yapılar tarihin karanlık sayfalarında yok olur giderler.

Bilgi toplumunda, ortak özellikler, değerler ve amaçlar ile ortak mekân ve çıkarlara sahip kişilerin oluşturduğu sosyal gruplar teşkilatlanmış olarak sivil hayatta ağırlıklarını ve etkinliklerini göstereceklerdir. Bu gruplar çıkar çatışmasından çok çıkar uzlaşması ile şu andaki ve gelecekteki ortak amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik dayanışmacı gruplar olacaktır.

Ülkeler bilgiyle gelişebilir

Gelişmekte olan ülkeler kalkınma stratejilerinde değişiklik yaparak bilgi toplumuna geçişi başlatabilirler. Bunun için gelişmiş ülkelerin terk ettikleri eski teknolojileri almaya dayalı sanayileşme stratejileri yerine, bilgi toplumu ve bilgi teknolojilerinin dinamizmini canlandırıcı “yenilikçi strateji”ye geçmeleri ve bu amaçla politikalar geliştirmeye yönelmeleri gerekmektedir. Eğer böyle yapılırsa önümüzdeki on ya da yirmi yıl içinde şaşırtıcı ekonomik mucizelerin yaşanması, üçüncü dünyanın yoksul ve geri kalmış ülkelerinin bile kendilerini değiştirmesi, göz açıp kapayıncaya kadar hızla büyüyen ekonomik güçler haline gelmeleri de mümkündür.

Sırasıyla tarımın ve sanayinin egemen olduğu ekonomilerde maddi unsurlar önem kazanmışken günümüzde bilginin egemenliği görülmektedir. En iyi stratejiyi takip edenler, bilgi üretme, pazarlama, tedarik vb. sistemlerini en iyi kuranlar ve entelektüel sermayeden en iyi yararlananlar rekabette öndedirler.

İşletmeler ve ülkeler için; insanların kas gücü değil, beyin gücü önemli konuma gelmiştir. Maddi sermayeden daha çok entelektüel sermayeye sahip olanlar söz sahibi olmaya başlamışlardır. Ekonomik yönden güçlü olan ülkelerin bilgi sektörlerinin toplam istihdamda yer aldıkları paylara baktığımızda bilgi sektörünün ve bilgi işçilerinin dünya platformunda ne kadar önemli bir konuma geldiği açıkça görülmektedir. Bu cümleden olarak gerek işletmelerin gerekse ülkelerin güçlü olabilmesi için yapması gereken iş hiç şüphesiz bilgi çağının gerektirdiği şekilde bu süreci yönetebilmek olacaktır.

Toplumsal değişim de sivil toplum kuruluşları

Bilgi toplumunda gönüllü kuruluşların ön plana çıktığını görmekteyiz. Bilgi toplumu aynı zamanda STK’lar toplumudur.  Bu kuruluşlar birbirine bağımlı ama kavramları, görüşleri, değerleri açısından farklıdır. Gönüllü kuruluşlar bilgi toplumunun ayrılmaz parçasıdırlar.

Günümüzde sivil toplumun hareket alanı sadece yerel ve ulusal da değil, bölgesel ve küresel bir nitelik kazanmıştır. Bu gelişimin sonucunda, ülke yönetimi tartışmalarının parçası haline gelmiştir. Bu anlamda, sivil toplumun geçirdiği gelişim, toplum içinde yaygınlaşma süreci, kendisinin toplum yönetimi için nitel önemini de ortaya çıkardı.

Sivil toplumu; “Toplumsal sorunlara etkili ve uzun-dönemli çözüm bulma sürecine aktif olarak katılan ve bu temelde de siyasi aktörleri bu çözümleri yaşama geçirecek politikalar üretmeye yönlendirmek için çalışan farklı gönüllü örgütlerin devletin resmi teşkilatlanması dışında kurduğu ortak alan” olarak tanımlayabiliriz. (Bu tanıma yakın bir tanım için bkz. C. Taylor, “Modes of CivilSociety”, PublicCulture, (3,1), 1990, syf.102–119.)

Sivil toplum ve onun örgütlenmiş yapısı olan sivil toplum kuruluşları bir ülkede demokrasiye yaptıkları katkının yanında sosyal alanda da önemli işlevler görmektedir. Sivil toplum kuruluşları, devletin yeterince nüfuz edemediği alanlarda faaliyet göstererek aynı zamanda devlet faaliyetlerinin etkinliğine de katkı sağlamaktadırlar. Gelirden veya sosyal güvenceden yoksun kişilerin gıda, sağlık, barınma, geçim ve eğitim gibi ihtiyaçlarını gidererek sosyal hayatın düzenlenmesinde olumlu katkılar sunmaktadırlar.

Sivil toplum kuruluşları bazen de, toplumun yararına görmedikleri konularda karar alıcıları etkileyerek farklı kararlar almalarına veya kararlarını gözden geçirmeye sevk etmektedirler. Bu yolla siyasal ve dolayısıyla sosyal hayatta, ayrı bir güç unsuru olarak katkı sağlamaktadırlar.

Bir siyasal rejim olarak demokrasi, insan haklarının gerçekleştirildiği düzeni temsil etmektedir. Demokrasi, insanların yalnız kendilerinin değil aynı zamanda başkalarının haklarını savunabildikleri rejimlerdir. Demokrasinin temel öğelerinden biri aktif bir sivil toplumun varlığıdır. Sivil toplum örgütleri demokrasiyle ortaya çıkan bir örgütlenme değildir ama demokrasiyle önem kazanmıştır.

Örneğin; devletin ekonomideki katılımını azaltmaya çabalayan iş adamları, devletin sosyal hizmetlerinde eşitliğin sağlanmasını amaçlayan örgütler ve isçilerin veya memurların yaşam kalitelerini arttırmaya çalışan sendikalar gibi çeşitli amaçlarla toplanmış ve bunun için demokrasiye katılımı güçlendirmiş ayrıca bir bakıma halkın temsilcilerini kendi amaçları doğrultusunda denetleyebilen, ya da kendi amaçlarına ulaşmak için kamuoyu oluşturmaya çalışan gruplardır.

Sivil toplum, modern manada anlamını demokrasi ile kazanırken, demokrasi de katılım problemlerin çözümünü sivil toplum ile sağlamıştır. Sivil toplum birbirleriyle ortak amaçlara sahip insanların oluşturdukları grupların seslerini ve isteklerini duyurabilmenin de bir yoludur…

Ülkemizdeki sivil toplum kuruluşları gerçeği

Türkiye’deki toplam dernek sayısının yüzde 41,5’i beş ilimizde bulunmaktadır. İlk beş il sırasıylaİstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Kocaali’dir. Ankara Ticaret Odası’nın hazırlamış olduğu “AB Kapısında Sivil Toplum Dosyası” a göre; Türkiye’de her 866 kişiye bir dernek düşmektedir.

Avrupa Birliği ülkelerinde ise dernek sayıları milyonlarla ifade edilirken, bu ülkelerdeki nüfusun büyük bir çoğunluğu sivil toplum örgütlerinde görev alarak devletin isini kolaylaştırmaktadır. Fransa ve Almanya’da her 40 kişiye 1 dernek düşmektedir. Ancak her 10 Fransız’dan 4’ü en az bir derneğin faaliyetine katılmaktadır. Nüfusun beste biri ise en az iki derneğe üye bulunmaktadır. ABD’de 1 milyon 200 bin dernek bulunmakta ve her 15 Amerikalıdan bir tanesi bu tür kuruluşlarda çalışmaktadır. Bu sektör; ABD’de bankacılık, teknoloji ve hatta kamu sektörü kadar ağırlığa sahiptir.

İstihdam açısından bakıldığında ise karşımıza söyle bir tablo çıkmaktadır. ABD’de, yaklaşık 7 milyon kişi, sivil toplum kuruluşlarında tam zamanlı olarak istihdam edilmektedir. Bu oran ABD’deki toplam istihdamın %6,8’ini, hizmet sektöründe istihdam edilenlerin ise %15,4’ünü oluşturmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinde örneğin Almanya (1 milyon), Fransa (0,8 milyon) ve İngiltere’de sivil toplum kuruluşlarının genel istihdamdaki payı %4 tür.

ABD ve Avrupa’daki sivil toplum kuruluşlarının toplam istihdam sayısı 11,8 milyon iken, bu ülkelerdeki 6 büyük şirketin (Daimler-Benz, General Motors, Hitachi, Fiat, AlcatelAlsthom ve Unilever) toplam istihdamları yaklaşık 2 milyon düzeyinde gerçekleşmektedir. Ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının genel istihdam içindeki payları ile ilgili olarak yapılmış bir araştırma ya da istatiksel çalışmaya rastlanmamıştır.

Sivil toplum kuruluşlarına gayr-i safi milli hâsıla içindeki payları açısından bakıldığında ABD %6,3, İngiltere ve Fransa %4,8 ve Japonya’da %3,5 düzeylerinde gerçekleşmektedir. 1980’den 2000’e kadar bu ülkelerde sivil toplum kuruluşlarının gayr-i safi milli hâsıla içindeki payları ABD’de %12,7, İngiltere ve Fransa’da yaklaşık %15, Almanya’da %11 ve Japonya’da %8 oranında artmıştır.

Bu örneklere bakıldığında sivil toplum kuruluşlarının büyümekte olduğu; dolayısıyla önem düzeylerinin de arttığı görülmektedir. Ancak, ülkemizdeki sivil toplum kuruluşlarının mali yönden incelendiği ve gayr-i safi milli hâsıla içindeki paylarının ortaya çıkarıldığı bir araştırma ya da statiksel çalışmaya rastlanmamıştır.

TÜSEV ve CIVICUS ortaklığında yürütülmüş olan ve 1999’dan günümüze sivil toplumun gelişimini ve eğilimlerini belirleyen araştırmadan önemli sonuçlar çıkmıştır. Rapora göre; Türkiye’de sivil toplum hızla gelişmekte, ancak yaygınlık ve derinlik açısından sınırlı kalmaktadır. Ülkede sivil toplum kuruluşları ağırlıklı olarak dernek veya vakıf olarak tüzel kişilik kazanmakta, ancak her 100.000 vatandaşa, sadece 108 dernek ve 4,5 vakıf düşmektedir. Az sayıdaki bu kurumlara katılım da oldukça düşüktür: bireylerin %18’i bağış yapmakta, %7,8’inin bir derneğe üyeliği bulunmakta ve %1,5’i aktif olarak gönüllülük yapmaktadır.

2002’den bu güne, Türkiye’nin içinde bulunduğu demokratik reform süreci sivil toplumun işlevini sürdürdüğü ortamı eskiye göre çok daha elverişli kılmış, devlet-sivil toplum ilişkilerinin çok daha teşvik edici olmasını sağlamıştır.

Sivil toplum kuruluşlarının işlevlerini özetle su şekilde sıralayabiliriz.

Toplumsal sorunlara çözüm üretmek amacıyla yasal düzenlemelerin yapılmasını sağlamak. Toplum içinde çalışmalarıyla ön plana çıkmış kişilere ve kurumlara maddi ye bilimsel destek sağlamak. Kamu kurum ye kuruluşlarıyla ortak projeler yapmak, akademik çevrelerle işbirliği ile kongre, konferans, seminer, sempozyum, toplantı gibi aktiviteler gerçekleştirmek. Ülkenin öncelikli stratejik hedeflerine ulaşmasında kamuoyu desteği sağlamak için medya vb. iletişim araçlarıyla gündem oluşturmak. Yayın ve yayımlar yapmak. Uluslararası gönüllü kuruluşlarla işbirliği yaparak ortak insani değerler çerçevesinde yararlı çalışmalar yapmak. Olağanüstü doğal afet durumlarında hazırlıklı olmak, bu durumun aşılmasında gerekli kaynakların seferber olmasında yardımcı olmak. Uluslararası kuruluşların mali kaynaklarından milli platformda yaralanmak için bu kuruluşlarla düzenli ilişkiler yürütmek. Gerektiğinde yapısal reform, mevzuat ve uyum çalışmalarını gerçekleştirmek. Yurt içi ve yurt dışı fon ve desteklerden yaralanmak için araştırma ve geliştirme merkezi kurarak sürekliliğini sağlamak.

Büyük Türkiye için; güçlü sivil toplumsallaşma gerekir

Siyasal ve toplumsal anlamda çok önemli işlevleri olan sivil toplum kuruluşları, toplumda demokrasi kültürünün ve bilincinin yerleşmesinde çok önemli rol oynamaktadır. Demokrasinin gelişmesine paralel olarak sivil toplum kuruluşları da gelişmekte ve sivil toplum kuruluşlarının gelişip güçlenmesi demokrasiyi sağlamlaştırmaktadır. Çok değişik alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının gelişmesi ve güçlenmesi için sivilleşmenin önü açılmalı, sivil toplum tarafından dile getirilen sosyal problemlere duyarlı olunmalı ve sivil toplum kuruluşların topluma yararlı faaliyetleri desteklenmelidir. Görünen sudur ki; önümüzdeki dönemde sivil toplum kuruluşlarının yıldızı daha da parlayacak ve sivil toplum kuruluşları, toplumsal sorunlara çözüm bulmada ve siyasal iktidarı etkilemede önemli aktörler olacaktır.

Bir ülkede demokrasinin kurumsallaşmasının ve yaşamasının başta gelen unsurları arasında o ülkede sivil toplum kuruluşlarının varlığı, yaygınlığı ve etkinliği önemli bir yer tutar. Batılı ülkelerde sivil toplum katılımı ülkemizle kıyaslanmayacak derecede yüksektir. Bir örnek verecek olursak; nüfusu 8 milyon 875 bin olan İsveç’te yaklaşık 36 milyon Sivil Toplum Kuruluşu üyesi bulunmaktadır. Bu rakam ( 15 yaş ve üstünü temel alırsak ) bize ortalama bir kişinin en az 6-7 farklı sivil toplum kuruluşuna üye olduğunu göstermektedir. Ülkemizde ise sivil toplum kuruluşlarına katılma oranı değil nüfusumuzu birkaç kez katlamak, mevcut nüfusun % 10 ‘una bile karşılık gelmemektedir.

Çağdaş/modern toplumsal yapılarda demokratik katılımın sürdürülebilir kılındığı, totaliter savrulmalara karşı korunmanın temin edilebildiği en sağlam yol güçlü sivil toplumsallaşmadır. Sivil toplum kuruluşlarının gerek iktisadi gerekse de toplumsal hayatta genişlemesi, güçlenmesi devleti zayıflatan değil aksine güçlendiren, köklendiren olgulardır. Sivil alanların güçlenmesi her türlü toplumsal gelişmenin ihtiyaç duyduğu sosyal sermayeyi de geliştirir. Sosyal sermayesi zayıf olan toplumların iktisadi yönden sahip oldukları en yüksek kaynakları bile verimli değerlendirmeleri mümkün değildir. Güçlü, etkili bir TÜRKİYE: İktisadi ve sosyal hayatın dengeli düzenlenmesiyle sağlanabilir. Küreselleşmenin ortaya çıkardığı tehditler ve imkânlar sivil toplum kuruluşlarının da yerelden küresele ulaşan bir zincir içerisinde dayanışmasını zorunlu hale getirmektedir.

Sivil toplum kuruluşlarında etik değerler

Sivil toplum kuruluşları işlevlerini yerine getirirken birtakım etik değerlere bağlı kalmalıdır.

Dürüstlük ve tutarlılık: Amaç, niyet ve eğilimlerle, davranışlar arasındaki veya vaat edilenle eylemler arasında tutarlılık ve bütünlük olmalıdır. Sivil toplum kuruluşlarına güven sağlayan ve beklentilerin yerine getirilip getirilmediğini ortaya koyan temel değer olarak dikkat çekmektedir.

Açıklık ve saydamlık: Bir Sivil toplum kurulusunun gerçekleştirdiği çalışmaları toplum çıkarına olup olmadığını, bunların neden ve nasıl yapıldığını ve sonuçlarının ne olduğunu topluma yansıtmak istemelidir. Sivil toplum kuruluşlarına tanınan bazı ayrıcalıkların ve sağlanan kaynakların yerinde kullanıp kullanılmadığını dış ortama açıklaması da bu bağlamda algılanmalıdır.

Hizmet anlayışı: Bu değerin temelinde halk ile Sivil toplum kuruluşları arasında söz konusu olabilecek hiyerarşiden ve onları yönetme ve denetleme niyetinden arınma bulunmaktadır. Dolayısıyla, gayretleri diğerleri için yardım, yarar sağlama… Şeklinde gerçekleştirilen görevlere adamayı ön plana alma yönetmek ve denetlemekten çok topluma hizmet etmek yaklaşımı temel alınmaktadır.

Yardımseverlik: Bu değer ihtiyacı olana vermekle yakından ilgilidir. Ancak bundan öte, diğerlerinin gönenç düzeyini kendimizle aynı düzeye çıkartmak üzere yardımlaşmayı içermektedir. Sivil toplum kuruluşları eldeki belirli kaynakları topluma aktarmada köprü görevi yapmaktadırlar.

Sivil toplum kuruluşlarının temel özellikleri 6 başlık altında toplanabilir

  • Toplumsal sorunların çözümü için çalışmak,
  • Toplumsal sorunların çözümünde devletle işbirliği yapmak,
  • Devlet yönetiminin etkili, verimli, sorumlu, şeffaf bir hal alması için çalışmak,
  • Herkesin aktif vatandaş olarak yönetime katılmasını sağlamak,
  • Herkesi demokratik ve şeffaf bir yönetim anlayışı etrafında toplamak,
  • Toplum devlet-birey ilişkilerinde hak ve sorumlulukların adaletli dağılımına yardımcı olmaktır.